Makaleler

Corona Virüsü (Covid-19) Salgını Nedeniyle Hukuki İlişkilere Dair Yasal Çerçeve Analizi

2020, Erdemir&Özmen Avukatlık Ortaklığı

Corona Virüsü (Covid-19) Salgını Nedeniyle Hukuki İlişkilere Dair Yasal Çerçeve Analizi

Dünya çapında bir salgına sebep olan corona virüsü (Covid-19) sebebiyle ülkemiz dâhil olmak üzere birçok ülkede sokağa çıkılmaması konusunda halk uyarılmış ve belirli alanlara erişim kısıtlanmış hatta birtakım işletmeler bu süreçte kapatılmıştır.

Şu anki mevcut durum çerçevesinde salgın süresince alınan önlemler ile karşılaşılabilecek hukuki riskler konusunda bilgilendirme yapmak amacıyla işbu bilgi notu düzenlenmiştir. 

1.    SALGIN NEDENİYLE ALINAN ÖNLEMLER

Kamu otoritelerinin sıklıkla yaptığı uyarılar ve aldığı önlemler, insanla herhangi bir şekilde temas eden tüm sektörler tarafından benimsenmelidir. Bu doğrultuda alınan tedbirler desteklenerek en temel anayasal haklardan biri olan kamu sağlığının korunması ve kamuoyunda birçok sektöre dair güvenilirliğin sarsılmaması amaçlanmaktadır.

Hâlihazırda devlet eliyle faaliyeti durdurulan birtakım işyerleri vardır ve 65 yaş üstü ile kronik rahatsızlığı olanlara sokağa çıkma yasağı yürürlüktedir. Detayları şu şekildedir:

  • İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği ek genelge gereği, 81 ilde, tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetlerinin geçici bir süreliğine 16.03.2020 saat 24:00 itibariyle durdurulmasına karar verilmiştir[1].
  • İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği bir başka ek genelge gereği, 81 ilde, 21.03.2020 itibariyle gece yarısı saat 24:00 itibariyle içkili ve/veya içkisiz tüm lokanta ve restoranlar ile pastane ve benzeri işyerleri, sadece paket servis, gel-al benzeri şekilde, müşterilerin oturmasına müsaade etmeden hizmet vereceği; bu nedenle lokanta/restoranlar ile pastane ve benzeri işyerlerinin oturma alanlarını kaldırmaları sağlanacağı belirtilmiştir[2].
  • İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği bir diğer ek genelge gereği, 81 ilde, vatandaşların bir arada bulunmaları ve yapılan işlem sırasında birçok kez fiziksel temasın olması nedeniyle berber, kuaför, güzellik merkezlerinin faaliyetleri 21 Mart saat 18.00 itibariyle geçici süreliğine durdurumuştur[3].
  • 65 yaş ve üzeri ile bağışıklık sistemi düşük, ve kronik akciğer hastalığı, astım, KOAH, kalp/damar hastalığı, böbrek, hipertansiyon ve karaciğer hastalığı olanlar ile bağışıklık sistemini bozan ilaçları kullanan vatandaşlar 21 Mart saat 24.00’den sonra ikametlerinden dışarı çıkmaları, açık alanlarda, parklarda dolaşmaları ve toplu ulaşım araçları ile seyahat etmeleri sınırlandırılarak sokağa çıkmalarını yasaklandı[4]. Bu yasağa ek bir genelge ile kamu görevinin niteliği, mevcut durumdaki aciliyeti ve kamu hizmetinin sürekliliğinin sağlanmasında kanser hastaları ve organ nakli olanlar hariç olmak üzere hizmetine ihtiyaç duyulacak başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanları, belediye başkanları, kurum il müdürleri, sosyal hizmet kuruluşları görevlileri, vb kamu görevlileri/kamu hizmeti yürütenler ile eczacılar, valilik/kaymakamlıklar tarafından yasaklama/kısıtlama kararlarına belirtilen kapsamda olmak üzere istisnalar getirilmiştir[5].

Belirtmek isteriz ki, her geçen gün etkisini artıran salgın nedeniyle yeni önlemlerin alınabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Genelgeleri ve Kararları kapsamında şu ana kadar alınan diğer tedbir ve düzenlemeler ise aşağıdaki gibidir:

  • Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara uzaktan çalışma, dönüşümlü çalışma gibi esnek çalışma yöntemleri uygulanabilir, bu yöntemi belirleme yetkisi üst yöneticilerdedir. Bu kapsamda dönüşümlü çalışanlar fiilen göreve gelmedikleri süre zarfında idari izinli sayılır ve bu kişiler bu sürede istihdamlarına esas görevlerini fiilen yerine getirmiş sayılırlar, kararı verilmiştir[6].
  • 21.03.2020 tarihinden itibaren 30.04.2020’ye kadar, nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere, yurt genelinde yürütülmekte olan tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına ve bu çerçevede taraf ve takip işlemlerinin yapılmamasına, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınmamasına ve ihtiyati haciz kararlarının icra ve infaz edilmemesine karar verilmiştir[7].
  • Ulusal ve uluslararası düzeyde açık veya kapalı alanlarda düzenlenecek her türlü bilimsel, kültürel, sanatsal ve benzeri toplantıların ve aktivitelerin Nisan ayı sonuna kadar ertelenmesi uygun görülmüştür[8].

Halihazırda ülkemizde corona virüsü (Covid-19) salgınına dair birtakım mekanların kapatılması ve çeşitli hizmetlerin sınırlandırılması dışında ülkeyi topyekun ilgilendiren herhangi bir karar yayınlanmamıştır. Evrensel ve anayasal sağlık hakkı çerçevesinde yayınlanan genelgeler, kamu otoritelerinin gönderdiği üst yazılar ve kararlar ile süreç yürütülmektedir. Ancak risklerin artması halinde ve özellikle sokağa çıkma yasağı gündeme gelirse, Cumhurbaşkanı tarafından Olağanüstü Hal (OHAL)[9] ilan edilmesinin hukuken önünde bir engel yoktur.

Salgının ekonomik boyutta etkileri olacağı da şüphesizdir. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 18.03.2020 tarihli konuşmasında Ekonomik İstikrar Kalkanı adlı paketi şu şekilde açıklamıştır (konuşmadan alıntıdır):

1- “Perakende, AVM, Demir-Çelik, Otomotiv, Lojistik-Ulaşım, Sinema-Tiyatro, Konaklama, Yiyecek-İçecek, Tekstil-Konfeksiyon ve Etkinlik-Organizayon sektörleri için Muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerini 6’şar ay erteliyoruz.

2- Konaklama vergisini Kasım ayına kadar uygulamayacağız.

3- Otel kiralamalarına ilişkin irtifak hakkı bedelleri ve hasılat payı ödemelerini Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için 6 ay süreyle erteledik.

4- İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranını yüzde 18’den yüzde 1’e indiriyoruz.

5- COVİD-19 salgınıyla ilgili tedbirlerden etkilendiği için nakit akışı bozulan firmaların bankalara olan kredi anapara ve faiz ödemelerini asgari 3 ay öteleyecek ve gerektiğinde bunlara ilave finansman desteği sağlayacağız.

6- İhracattaki geçici yavaşlama sürecinde kapasite kullanım oranlarının korunması amacıyla ihracatçıya stok finansmanı desteği vereceğiz.

7- Bu dönemde işlerinin olumsuz etkilendiğini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının, Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemelerini 3 ay süreyle ve faizsiz olarak erteleyeceğiz.

8- Kredi Garanti Fonu limitini 25 milyar liradan 50 milyar liraya çıkartacak, kredilerde önceliği gelişmelerden olumsuz etkilendiği için likidite ihtiyacı oluşan ve teminat açığı bulunan firmalar ile KOBİ’lere vereceğiz.

9- Vatandaşlarımız için uygun ve avantajlı şartlarda sosyal amaçlı kredi paketleri devreye alınmasını teşvik edeceğiz.

10- 500 bin liranın altındaki konutlarda kredilendirilebilir miktarını yüzde 80’den yüzde 90’a çıkartacak, asgari peşinatı yüzde 10’a düşüreceğiz.

11- Virüsün yayılmasına karşı alınan tedbirlerin etkisiyle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında temerrüde düşen firmaların kredi siciline “mücbir sebep” notu düşülmesini sağlayacağız.

12- Stopaj gibi kaynağında yapılan kesintilerin ödemelerini içeren içeren muhtasar beyannamelerin sürelerini 3 ay erteliyoruz.

13- Asgari ücret desteğini devam ettireceğiz.

14- Mevzuatımızdaki esnek ve uzaktan çalışma modellerinin daha etkin hale getirilmesini temin edeceğiz.

15- Kısa Çalışma Ödeneğini devreye alacak, bundan faydalanmak için gereken süreçleri kolaylaştırılacak ve hızlandıracağız. Böylece faaliyetine ara veren iş yerlerindeki işçilere geçici bir gelir desteği verirken, işverenlerin de maliyetini azaltmış olacağız.

16- En düşük emekli maaşını 1.500 liraya yükseltiyoruz.

17- Emeklilerin bayram ikramiyesini Nisan ayı başında ödüyoruz. Yine emeklilerimizin maaş promosyon ödemelerinin de, şubelere gitmelerine gerek kalmaksızın, doğrudan hesaplarına yatırılmasını sağlıyoruz.

18- Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre ihtiyaç sahibi ailelere yapılacak nakdi yardımlar için ilave 2 milyar liralık bir kaynak ayırıyoruz.

19- İstihdamdaki sürekliliği temin etmek amacıyla 2 aylık telafi çalışma süresini 4 aya çıkartıyoruz.

20- Küresel tedarik zincirlerindeki aksama ihtimaline karşı hem üretimde, hem de perakende de belirlediğimiz önceliklere göre alternatif kanallar geliştireceğiz. 

21- Tek başına yaşayan 80 yaş üstü yaşlılarımız için, sosyal hizmet ve evde sağlık hizmetlerinden oluşan periyodik takip programını devreye alıyoruz.”

Bu doğrultuda, çeşitli sektörlerden de durum değerlendirmeleri yapılmıştır. Mevcut halden en çok etkilenen belirli sektörlerden yaklaşımlar aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır.

2. MEVCUT DURUMUN YASAL ÇERÇEVESİ

Nüfusun daha önce maruz kalmadığı bir hastalığın ortaya çıkışı, hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşması ve tehlikeli bir hastalığa yol açması ve hastalığın insanlar arasında kolayca ve devamlı olarak yayılması koşullarının tümünü taşıması nedeniyle, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), corona virüsü (Covid-19) “pandemi” olarak nitelendirme kararı almıştır. Bu nitelendirme, virüsün tehlikesinin resmi olarak vurgulanması ve uluslararası dayanışmanın sağlanması için bir çağrıdır. “Uluslararası acil sağlık durumu” olarak değerlendirilen mevcut hal, her ülkeye sorumluluk yüklemektedir.

Halihazırda ülkemizde corona virüsü (Covid-19) salgınına dair birtakım mekanların kapatılması, çeşitli hizmetlerin sınırlandırılması, 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olanların sokağa çıkma yasağı dışında ülkeyi topyekun ilgilendiren herhangi bir karar yayınlanmamıştır. Evrensel ve anayasal sağlık hakkı çerçevesinde yayınlanan genelgeler, kamu otoritelerinin gönderdiği üst yazılar ve kararlar ile süreç yürütülmektedir. Ancak risklerin artması halinde ve özellikle sokağa çıkma yasağı gündeme gelirse, Cumhurbaşkanı tarafından Olağanüstü Hal (OHAL)[10] ilan edilmesinin hukuken önünde bir engel yoktur.

Yukarıda belirtildiği gibi, alınan önlemler ve mevcut durumun etkileri bakımından her sektörün karşı karşıya kaldığı birtakım riskler bulunmaktadır. Alınan önlem ve tedbirler doğrultusunda belirlenen kurallara uyulmasının yanı sıra ekonomik açıdan oluşabilecek tehlikeler de gündemdedir. Bu minvalde en büyük hukuki riski oluşturan kira ilişkileri ve genel olarak sözleşmeler yürürlükte bulunan yasal mevzuat tahtında işbu bilgi notunda değerlendirmeye alınmıştır.

2.1. Sözleşmeler Bakımından Genel Hukuki Analiz

Bu süreçte hizmet ve kira sözleşmeleri başta olmak üzere, borç ilişkilerinin akıbetinin ne olacağı en büyük hukuki tartışma konusudur. Mevzuatımız gereği aşağıda detaylı olarak açıklandığı üzere, salgının borç ilişkilerine etkileri bakımından bazı hukuki kavramlar karşımıza çıkabilecektir.

A. İFA İMKÂNSIZLIĞI

Bu kavramlardan ilki “ifa imkânsızlığı”dır. İfa imkânsızlığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 136. Ve 137. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa borç sona erer.

Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.

Bu minvalde, sözleşmeler bakımından incelenmesi gereken temel husus, borçlunun yükümlülüklerini corona virüsü salgını nedeniyle ne ölçüde yerine getirip ne ölçüde yerine getiremeyecek durumda olmasıdır. Borçlunun borcunun bir kısmını ifa edemeyecek olması, tüm borçtan kurtulması anlamına gelmez. Yalnızca yerine getirilmesi imkânsızlaşan kısım için borçlu borcundan kurtulabilir. Sözleşmenin karşılıklı edimleri içermesi halinde ise, alacaklının bu kısmi ifayı kabul edip etmemesine göre durum değişir. Alacaklı kısmi olarak borcun yerine getirilmesini kabul ederse, kendisi de o oranda yükümlülüklerini yerine getirir. Kısmi ifayı alacaklının kabul etmemesi veya borcun bölünemeyen bir borç olması durumunda sözleşmenin tamamen imkânsızlaştığı kabul edilir. 

Ancak sözleşme edimleri tümüyle imkânsızlaşmışsa borcun tamamının sona ermesi söz konusudur. Borçların ne derece imkânsızlaştığı, her borç açısından sözleşme şartlarına ve somut koşullara göre ayrı ayrı incelenmelidir.

İmkânsızlık, maddi bir sebepten ileri gelebileceği gibi hukuki bir sebepten de doğabilir[11]. Şu anki durum açısından, maddi sebep olarak salgının doğrudan iş hayatına somut etkileri gündeme gelebilecekken; borçlunun faaliyetlerinin salgın nedeniyle yapılan hukuki bir işlem veya karar ile sınırlandırılması ya da durdurulması ise hukuki sebep olarak gösterilebilir.

İmkânsızlık geçici ise, ifa tarihinin imkânsızlığın ortadan kalkmasına kadar ertelenmesinin tarafların ortak arzularına uygun olup olmayacağına göre, borcun sona erip ermeyeceği saptanmalıdır. Bu durumda tarafların karşılıklı iradesi ile borcun sona erip ermeyeceği belirlenebilir.

Bir diğer önemli husus ise, imkânsızlık halinin oluşmasına borçlunun kusuru bulunup bulunmadığının değerlendirilmesidir. Mevcut durum açısından, elbette ki corona virüs salgını borçluların kusurundan kaynaklanmamaktadır; ancak borçlu salgına rağmen ifa edebileceği halde kendi yükümlülüklerini kusuruyla ifa edemez hale getirirse, bu kapsamda alacaklının zararını tazmin etme hakkı doğar. Borcun sona erip ermediği ise hukuki görüşler açısından tartışmalıdır.

Bununla birlikte, borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

B. MÜCBİR SEBEP

İfa imkânsızlığının genellikle uygulandığı durumlar, uygulamada “mücbir sebep” olarak adlandırılmaktadır. Mücbir sebep, Yargıtay’ın bağlayıcılık arz eden bir kararında: “sorumlu veya borçlunun faaliyet veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü olay” olarak tanımlanmıştır ve salgın hastalıklar mücbir sebep olarak kabul edilmiştir [12]. Bağlayıcılığı olan bu kararın sonrasında da birçok Yargıtay kararında salgın hastalığın mücbir sebep olarak değerlendirildiği görülmüştür.

Mücbir sebep kavramı kanunda açıkça düzenlenmese de yerleşik içtihatlar ve akademik yayınlarla açıklanmaktadır. Yukarıda anılan aynı kararda mücbir sebep aşağıdaki şekilde açıklanmıştır[13]:

“Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır ( Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 582 ). Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.

Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı gibi mücbir sebebin bir takım unsurları vardır. Öncelikle mücbir sebep, zorlayıcı bir olaydır. Bu olay doğal, sosyal veya hukuki bir olay olabileceği gibi insana bağlı beşeri bir olay da olabilir. Bu olay, zarar verenin faaliyet ve işletmesi dışında kalan bir olay olmalıdır. Mücbir sebep sebebiyle zarar veren, bir davranış normunu veya sözleşmeden doğan bir borcu ihlal etmiş olmalıdır. Yine mücbir sebep, davranış normunun ihlali ya da borca aykırılığın sebebi olmalı ve kaçınılmaz bir şekilde buna yol açmış olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı, mücbir sebep yönünden karşı konulmazlık ve önlenemezlik kavramını da kapsar. Mücbir sebebin bir diğer unsuru ise öngörülmezliktir.”

Bununla birlikte, Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce – ICC)’nın 2003’te yayınladığı “Mücbir Sebep ve Beklenmeyen Hal Klozu”nun 3. maddesine göre de salgın hastalıklar mücbir sebep olarak kabul edilmiştir: “Ortaya çıkması önceden kestirilemeyen olay, veba, salgın, doğal afet, şiddetli fırtına, kasırga, tayfun, kar fırtınası, deprem, volkanik aktivite, heyelan, gelgit, tsunami, sel, yıldırım, kuraklık nedeniyle hasar ve yıkım.”

Bu doğrultuda yerleşik kabule göre mücbir sebebin şartları aşağıdaki gibi sayılabilir:

1. Mücbir sebebi öne süren tarafın kusurundan meydana gelmemesi

2. Taahhüt edilen yükümlülüğün yerine getirilmesine engel olması

3. Mücbir sebebi öne süren tarafın bu engeli kaldırmaya imkanının olmaması

4. Öne sürülecek mücbir sebep gerekçesinin somut olayın şartlarına bağlı olarak yeterli görülmesi.

Ancak, bütün bunlara rağmen yüksek mahkeme tarafından farklı bir yönde hüküm kurulduğu da görülmüştür. Kuş gribi döneminde bir otel ve acente arasında görülen dava kapsamında, davalının mücbir sebep savunmasına karşılık Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararda “tarafların tacir olması, olayların etkisinin sınırlı olması ve taraflar arasındaki sözleşme nazara alındığında bu savunmanın kabul görmediği” gerekçesiyle mücbir sebebin oluşmadığına karar verilmiştir[14].

Sonuç olarak mevcut durum yukarıda açıklananlar kapsamında değerlendirildiğinde; kuş gribine dair “olayların etkisinin sınırlı olması” gerekçesinin her somut olay ve her ticari ilişkiye etkileri açısından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sınırlı etki gerekçesinin corona virüsü salgını açısından geçerli olmadığı, ülkemiz dahil tüm dünyada yaygın önlemlerin alındığı, yayılma hızı oldukça yüksek bir virüs salgının söz konusu olduğu, dolayısıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bağlayıcı kararı gereği salgın hastalıkların mücbir sebep sayılabileceği kanaatindeyiz.

Nitekim, Ticaret Bakanlığı tarafından paket tur sözleşmelerinin iptaline dair yapılan açıklamada Sayın Bakan, seyahat uyarısı yapılan veya uçuşları durdurulan ülkeleri içeren tur sözleşmeleri bakımından mücbir sebep ile feshetme hakkı tanındığını belirtmiştir[15]. Böylelikle yaşanan durumun mücbir sebep olarak kabul edilebileceğine dair beklentiler yükselmiştir.

C. AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

Borcun yerine getirilmesi imkânsızlaşmamasına rağmen, borçlunun sorumlu olmadığı sebeplerle ifa edilmesi aşırı derece güçleşmişse TBK’nın 138. Maddesinde düzenlenen “aşırı ifa güçlüğü” hükümleri uygulanabilir. Buna göre, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

Anılan kanun hükmünün gerekçesinde ise aşırı ifa güçlüğünün şartları aşağıdaki gibi belirtilmiştir:

“Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:

a. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.

b. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.

c. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.

d. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.”

Aşırı ifa güçlüğü hükümlerinin uygulanması için öngörülemeyen ve borçludan kaynaklanmayan olağanüstü bir durumun olması gerekmektedir, bu açıdan corona virüsü salgını bu şekilde bir olağanüstü duruma örnek olarak gösterilebilir. Borçlu bakımından borcunun yerine getirilmesinin aşırı derecede güçleşmesi halinde, mahkemeye başvurarak sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Uyarlama mümkün değilse, sözleşme sonlandırılabilir.

Bu hüküm ve eser sözleşmelerine dair TBK m.480/f.2 açıkça aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmelerin uyarlanmasına açıkça izin vermektedir. Bunun yanında uyarlama konusunda açıkça hüküm bulunmamasına rağmen mevzuat gereği, kira sözleşmelerinde, adi ortaklıkta ve hizmet sözleşmelerinde ortaya çıkan yeni durumun taraflar için ilişkiye devam edilmesi açısından dayanılmaz bir hal alması nedeniyle sözleşmelerin sona erdirilmesine imkân vardır.

2.2.Kira İlişkisi ve Ciro Kaybı Bakımından Hukuki Analiz

Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, her somut olayın koşulları ve o sözleşmeye özgü şartlar incelenerek ifa güçlüğü durumu ele alınmalı, mücbir sebep ile ifa imkânsızlığı doğup doğmadığı veya aşırı ifa güçlüğü ile sözleşmenin uyarlanması mı yoksa fesih hakkı mı tanınacağı belirlenmelidir.

Salgın nedeniyle en riskli sözleşmelerden biri ise kira sözleşmeleridir. Kiracıların sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirememesi halinde, ifa imkânsızlığı veya ifa güçlüğü söz konusu olabilir, yaşanan corona virüsü salgını mücbir sebep olarak kabul edilebilir.

Kira sözleşmelerine özgü düzenlemeler incelendiğinde ise olağanüstü hallere dair fesih imkanı bulunduğu görülmektedir. TBK’nın 331. Maddesine göre hem kiraya verenin hem de kiracının, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hale getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirimi süresine uyarak her zaman feshetme hakkı bulunmaktadır. Madde hükmünde yer alan “çekilmez hal” ve “önemli sebep” kavramlarının kapsamı kanunda açıkça belirtilmemiştir. Bir ihtilaf olması halinde bu kavramlar hâkim tarafından o somut olayın şartları incelenerek dürüstlük kuralları ve hakkaniyet çerçevesinde belirlenir.

Olağanüstü fesih için, sürekli borç ilişkisinin ifası esnasında, önceden öngörülemeyen bazı sebeplerin ortaya çıkması ve bu nedenle borç ilişkisinin temelinin çökmüş ya da artık devamının taraflardan beklenemeyecek ölçüde değişikliğe uğramış olması gerekmektedir[16]. Dolayısıyla salgın halinin olağanüstü sebep sayılabileceği ve taraflardan her biri tarafından kira sözleşmesinin feshedilebileceği yönünde bir yorum yapılabilir. Ancak yine, çekilmez halin ne derecede olduğu ve tarafların bu halin oluşmasında kusurunun bulunup bulunmadığı değerlendirilecektir.

Ancak bu hüküm, kiracısı tacir veya tüzel kişi olan işyeri kiralarında, 1/7/2020 tarihine kadar uygulanmayacaktır[17]. Anılan TBK m. 331’in uygulanmaya başlayacağı süre yakın olduğundan gelişen koşullar çerçevesinde yine de dikkate alınmalıdır.

Yine de kira sözleşmelerinin TBK’nın yukarıda detayları açıklanan genel hükümleri ile mücbir sebep iddiası öne sürülerek, ifa imkânsızlığıyla sona erdirilebileceği veya ifa güçlüğü ile sözleşmenin uyarlanmasının istenebileceği gözden kaçmamalıdır.

Özetle, her kira ilişkisi açısından özel koşullar incelenerek:

a. Corona virüs salgını nedeniyle kiracının yükümlülüklerini yerine getirmesi güçleşti mi, ne ölçüde güçleşti?

b. Corona virüs salgını nedeniyle kiracının yükümlülüklerini yerine getirmesi imkânsızlaştı mı?

c. Güçlenen ve imkansızlaşan yükümlülükler neler?

d. Bu güçleşme veya imkansızlaşma durumunun oluşmasında kiracının bir kusuru var mı?

e. Kiracı bu durumun oluşmaması için gerekli tedbirleri aldı mı ve kiraya verene bu durumu bildirdi mi, bildirdiyse ne zaman bildirdi?

gibi sorular cevaplanmalıdır.

3. SONUÇ

Yaşanan zorlu sürecin ekonomiyi doğrudan etkileyeceği tartışmasızdır. Henüz kamu otoriteleri tarafından ödeme ve tahsilat işlemlerine dair bir kısıtlama getirilmediğinden; mevcut durumda sözleşme hükümleri geçerliliğini korumaya devam etmektedir.

Hizmet sözleşmeleri, yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, tarafların sözleşme konusu yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirebildiklerine göre yorumlanmalıdır. Bu doğrultuda aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmelerde uyarlama veya erteleme talep edilebileceği gibi, ifanın imkânsızlaşması nedeniyle sözleşmelerin feshedilmesi söz konusu olabilecektir.

Kira sözleşmeleri açısından ise, sözleşmeler ile belirlenen kira bedellerinin tahsili hala eski şekilde devam edebilecektir. İşyeri kiralarında sabit kira bedellerinde uyarlama istenebileceği gibi yine sözleşmenin feshedilmesi ihtimali de vardır Özellikle ciro bazlı yapılan kira sözleşmelerinde bu risk daha yüksektir. Bu nedenle ciro kirası alınan kiracılar için ise ek protokoller yapılarak sabit bir kira oranında anlaşılmasını öneririz.

Her ne kadar yüksek bedelli kira sözleşmelerinin birçoğunda ekonomik koşulların değişmesi nedeniyle indirim istenmeyeceğine dair hükümler yer alsa da, olağanüstü bir halin bulunması nedeniyle bu madde hakkaniyete aykırı kabul edilerek mahkeme tarafından geçersiz sayılabilir.

Yukarıda detaylı olarak açıkladığımız bilgiler tahtında, corona virüsü salgınının mücbir sebep olduğu iddiasıyla kiracıların veya hizmet verenlerin hatta birtakım senaryolarda hizmet alanların çeşitli taleplerde bulunabileceğini vurgulamak isteriz. Salgın sebebiyle sözleşmelerin feshi veya uyarlanması (özellikle indirim isteği) talepleriyle karşılaşılabilir veya kamu otoritelerince ticari ilişkilere düzenleyici önlem veya kısıtlamalar getirilebilir. Böylelikle tahsilat işlemleri farklılaşabilir.

Bütün anılan sebeplerle birlikte, sürecin seyrini göz önünde tutmak kaydıyla, özellikle hizmet verenler ve kiracılar ile müzakerenin bu dönemde oldukça önem kazanacağını bildirmek isteriz. 


Kaynaklar:

[1] https://www.icisleri.gov.tr/81-il-valiligine-koronavirus-tedbirleri-konulu-ek-genelge-gonderildi

[2] https://www.icisleri.gov.tr/koronavirus-salgini-ile-mucadele-kapsaminda-lokantalarla-ilgili-ek-genelge

[3] https://www.icisleri.gov.tr/bakanligimiz-81-il-valiligine-koronavirus-tedbirleri-konulu-ek-bir-genelge-daha-gonderdi 

[4] https://www.icisleri.gov.tr/65-yas-ve-ustu-ile-kronik-rahatsizligi-olanlara-sokaga-cikma-yasagi-genelgesi

[5] https://www.icisleri.gov.tr/65-yas-ve-ustu-ile-kronik-rahatsizligi-olanlara-sokaga-cikma-yasagi-ek-genelgesi

[6] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200322M1.pdf

[7] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200322-2.pdf

[8] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200320-18.pdf

[9] T.C. Anayasası m.119/f.1 : “Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, yaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.”

[10] T.C. Anayasası m.119/f.1 : “Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, yaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.”

[11] Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler”, Cilt-1, 11. Bası, Mart 2013, s.568.

[12] Yargıtay HGK 2017/11-90 E. 2018/1259 K. 27.06.2018 T.

[13] Yargıtay HGK 2017/11-90 E. 2018/1259 K. 27.06.2018 T.

[14]  Yargıtay 23. HD 2015/7538 E. 2017/719 K. 11.02.2016 T. 

[15] https://ticaret.gov.tr/haberler/bakan-pekcandan-koronavirus-nedeniyle-paket-tur-iptali-aciklamasi 

[16] ALTINOK ORMANCI Pınar: Sürekli Borç İlişkilerinin Haklı Sebeple Feshi, Doktora Tezi, Ankara 2011, s.96.

[17] 6353 sayılı BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN “GEÇİCİ MADDE 2 – Kiracının Türk Ticaret Kanununda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354 üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.”


Benzer Makaleler

2020 Corona Virüsü (Covid-19) Salgınında Yeni Hukuki ve İdari Gelişmelere Dair Duyuru